Tüp bebek gebeliği ile diğer gebelikler farklı mıdır?


Çiftin yaşamında büyük heyecan uyandıran ve buna bağlı olarak da özen gösterilen bir gebeliktir. Zor elde edilmiş tüp bebek gebeliğinin kaybı, çiftlerde doğal gebelik kayıplarına göre çok daha büyük travmaya yol açabilmektedir. Başlangıçta her şey çok olumlu yönde seyretse de, ilerleyen dönemlerde olumsuzluklar yaşanması olasıdır. Gebelik kaybını da içeren, yaşanabilecek olumsuzluklar aşağıda sıralanmıştır.




HCG Değerlerinde Düşüklük:

ß- HCG tüp bebek tedavisinden 12 gün sonra kanda bakılan bir testtir. İlk bakıldığında 100 değeri civarında görünüp 2 gün sonra 2 katına çıkan bir yükselme gözlenirse, bu gebeliğin kaybedilme riski daha az olmaktadır. Bunun yanında ilk HCG’ si 50 altında başlayıp veya 2.değer 100 üzerinde olduğu halde sonraki kontrollerde 2 katına çıkmayan hastalarda, gebelik kesesinin gelişme ihtimali azalmaktadır. Bu durum kimyasal gebelik tanımlanmaktadır.

Boş Kese Gelişimi: 

İlk kan testinden yaklaşık 10 gün sonra vajinal ultrasonla yapılan muayenede gebelik kesesi görülmesi beklenir. 20 gün sonra ise gebelik kesesi içinde yaklaşık 6-7 mm boyundaki bebek ve kalp hareketleri izlenmelidir.Yaklaşık % 10 hastada ise bunun aksi bir olumsuzlukla karşılaşabiliriz. Yani kese içerisinde bebek gözlenemeyebilir.

Çoğu kez embriyodaki olası genetik veya yapısal anormalliklerin bu tip kusurlu gelişime sebep olduğuna inanılmaktadır.



Kalp Atımlarında Kayıp: 

Yapılan ilk kontrolde kalp atımları izlenirken, sonrasında kalp atımlarının kaybı anlamına gelir. Sıklıkla gebelik tespiti sonrası ilk 1 ay içinde bu durumla karşılaşılabilir. Bu durum bebek sahibi olmaya kendini iyice hazırlamış olan çiftleri en fazla sarsan durumlardan biridir. Nedeni çoğu zaman bilinmiyorsa da, embriyodaki genetik veya yapısal anormalliklere ek olarak rahim içerisinde beslenmeyi azaltan yapısal sorunların da bu tabloya yol açabileceği düşünülmektedir.



Gebelikte Vajinal Kanama: 

Bu belirti çoğu zaman zararsızdır. Fakat düşüğü çağrıştırdığı ve düşük tehdidi olarak algılandığı için önemlidir.Her ne kadar ultrason incelemelerinde sağlıklı bir gebelik görülse de, çiftleri olumsuz olarak etkilemektedir. Bu durumda istirahat etmek ve gebelik hormonu olan ve progesteron içerikli ilaçlar sıklıkla önerilir. Çoğu zaman kanamanın kaybolması birkaç hafta sürmektedir. Bu tip kanamalar her ne kadar korkutucu olsa da, gebeliğin düşükle sonuçlanması ender görülen bir durumdur.



Tiroit Hastalıkları, Kansızlık, Hipertansiyon, Şeker Hastalığı, gibi Gebelik Sürecini Etkileyen Hastalıkların Gebelikte Araştırılması: 

Gebelikten önce tarama testleri yapılarak oluşabilecek olumsuzlukların öngörülmesi ve tedbir alınması çok önemlidir. Gebelik takiplerinde her üç ayda Birkan sayımı ve idrar testi yapılmalıdır.Ancak şüpheli durumlarda bu sayı arttırılabilir. Bu testler gebelikte istenmeyen durumlar olan preeklampsi denilen gebelik hipertansiyonu, kansızlık, idrar yolu enfeksiyonu, gibi birçok olumsuzluğu görmemizi sağlar. Bunların yanında 26'ncı haftada yapılan şeker yükleme testi ile de gizli şeker varlığı araştırılabilir. 



Genetik ve Yapısal Anormalliklerin Tespit Edilmesi:

Genetik ve yapısal anomaliliklerin belirlenebilmesi için ultrason en büyük yardımcıdır. Aylık rutin kontroller esnasında, organ anormallikleri ultrason aracılığıyla ortaya çıkarılabilir. Ultrason kontrolünde en önemli hafta organ gelişiminin tamamlandığı 20'nci haftadır. Bu sayede bütün organlar daha net bir görüş alınabildiği için bu haftada ayrıntılı olarak incelenmelidir. 

Kan testinde down sendromu gibi, bazı genetik anormalleri tespit etmek için yapılan araştırmalar da oldukça önemlidir.Bu kan testler ikili, üçlü veya dörtlü tarama testleridir. İkili tarama testi 12-13'üncü haftalarda, üçlü veya dörtlü tarama testi ise 16-17'nci haftalarda yapılan testlerdir. Bu testler tarama testi olduğundan dolayı için ortalama olarak yüzde 60-70 oranında hastalığı erken yakalama şansı verir. Bu sebeple gebelik takiplerinde bu iki testten biri anne adaylarına önermektedir. Risk artışı çıkan anne adaylarına ise amniyosentez (anne karnından ince bir iğne aracılığıyla bebeğin içinde bulunduğu sıvı örneğinden alınması) önerilerek tanıda netlik sağlanmaktadır. Son yıllarda ortaya çıkan yeni gelişmeler anne karnından sıvı alınmasına gerek duyulmadan bebek hakkında bilgi edinmeyi sağlamaktadır. Bu test anne kanından saptanan bebeğe ait Fetal DNA analiz testidir. Fetal DNA analizi testi merkezimizde uygulanmaktadır. 



Erken Doğumun Önlenmesi:

Bir gebe takibinde ilk amaç anne sağlığını korumak, ikincisi de bebeğin sağlıklı olarak dünyaya gelmesini sağlamaktır. Ancak bebek gebelikte sağlıklı olmasına rağmen, erken doğduğu için kaybedilebilir.Yaşatılabilirse bile hayatı boyunca birtakım olumsuzluklar gelişebilir. Bu olumsuzlukların sebebi dış ortam için yeterli gelişime sahip olamaması ve buna bağlı olarak organlarda kalıcı hasarların kolaylıkla oluşmasıdır. Bu nedenle erken doğum tüm ailenin kaderini bir anda etkileyebilir.Bunun için erken doğumun önlenmesi oldukça önemlidir. Bunun için en önemli yaklaşım, çoğul gebeliğin önlenmesidir. 

Tıpta meydana gelecek gelişmelerin katkısıyla yüzde 100 tutunacak embriyonun belirlenmesi ile tüp bebek alanında çoğul gebeliğin olmayacağına inanıyoruz. Erken doğumun önlenmesinde büyük öneme sahip diğer bir yaklaşım da, rahim boynu yetersizliğinin saptanmasıdır. Her anne adayında, özellikle gebeliğin 12'nci haftasında, vajinal ultrasonla rahim boynunun ölçümünün yapılması gerekmektedir. Bu uzunluğun normalde 4-6 cm olması gerekmektedir.Fakat 3 cm seviyelerine düştüğü zaman önemli ölçüde erken doğum riski doğmaktadır. Gebelik esnasında o bölgeye güçlendirici amaçlı serklaj dikişi yapılarak bu risk önlenebilmektedir.



Doğum Tipinin Seçilmesi: 

Sezaryen doğum normal doğum mu? sorusu her anne adayında olduğu gibi tüp bebek yöntemiyle anne olacak adayların da yaşadığı kararsızlıklardan birisidir. Tüp bebek gebeliğinin doğal gebelikten , gebelik ve doğum özellikleri açısından farkı yoktur. Tek farkı tüp bebek gebeliğinin zor ve zahmetli yollarla elde edilmiş olması ve kaybedildiği takdirde de tekrar gebe kalma şansının olamayabileceğidir. Böyle bir durumda, hem zamanı kestirilemeyen bir doğum bekleme stresinden kurtulmak, hem de doğumdaki travmadan bebeği korumak için sezaryen doğum tercih edilmektedir. Fakat bu durum gebe kalma yönteminden ziyade, gebelikle ilgili beklentilerin farklı olmasından ileri gelmektedir. Yine de başka bir sebep olmadıkça sadece tüp bebek gebeliği olduğundan dolayı sezaryen ile doğum kararı almak doğru değildir.